Mayıs242012
Karpatların tepelerinde yaşayan meçhul halk Huzullar, yüzlerindeki çillerini atmak için bir akarsuda yüzlerini yıkar ve şöyle derlerdi: “Kırlangıç, kırlangıç, çillerimi al ve kırmızı yanaklar ver bana.” Sonra da baharda ilk gördükleri kırlangıca çillerini aktarırlardı.
11PM
Bakır renkli gökyüzünün altında, balözü okyanusun ortasında, küçük, uzaktan altın gibi parlayan, yanına yaklaşıldığında -kim yaklaşabilmiş ki, kıyılarının altından, kumsallarının altın ve elmas tozuyla karışık olduğu görülen bir ada vardır. Bu yuvarlak şekilli adanın adı Mani-dvipa’dır, bizim anlayabileceğimiz şekilde söylenişi ise Mücevher Adası. Kokulu çiçekler ağaçlarla kaplı adanın ortasında, bütün dilekleri, ama bütün dilekleri gerçekleştiren, değerli taşlardan, akik, yakut, zümrüt, safirden duvarlı bir saray vardır. Sarayın içinde mücevherlerle bezenmiş bir çadır kuruludur, bu çadırın içinde ise yine mücevherlerle donanmış bir tahtta, Her Şeyin Anası oturur. Evrenin bizim için anlaşılır dünyasını, ilk damlasıyla var etmiştir, üç dünya küresini, yeryüzünü ve aralarındaki alanları. Koyu bedeniyle, sivrilen göğüsleriyle aslanın üzerinde gözükür. Dört elinin ikisinde bir nilüfer çiçeği ve bir kılıç tutar. Ellerinden biri korkma anlamına gelir. Dördüncüsü eli ise armağan vermek için açılmıştır. Ama tahtına geçtiğinde, dört elinde dört ayrı silah tutar. Ok ve yay, kement ve dikenli sopa. Derler ki, ok ve ay irade anlamına gelir. Kement ise vahşi hayvanları tutmak içindir, savaş alanında düşmanı tutsak etmek içindir. Belki de bu düşman, içimizde, uysal olmayan ve yatışmayan vahşi bir bedendir. Kement ise ustalığımız, zekâmız. Ucu dikenli sopa ise yola getirme, yani vahşi özümüzü yola getirme etkinliğimizdir belki de. (GECENAME, ATLAS)
9PM
“Daha Alaaddin’in ağzından bu sözler çıkar çıkmaz, ifrit korkunç biçimde titremeye başlamış ve gözleri alev saçarak öylesine müthiş bir haykırış koparmış ki, saray temelinden sarsılmış ve Alaaddin bir sapan taşı gibi salonun duvarına öylesine bir şiddetle fırlatılmış ki, neredeyse boyu enine gömülecekmiş. Ve ifrit, gök gürültüsü dolu sesiyle ona ‘Sefil Âdemoğlu, bunu benden hangi cesaretle istersin? Ey düşük koşullardaki kişilerin en nankörü’ demiş.” 1001 Gece
Sihirli lambanın ifriti, lambanın sahibi Alaadin’e neden bu denli öfkelenmiş olabilir acaba?